Esvatini Dini Nedir?
Esvatini’nin ruhuna şöyle bir alıcı gözüyle baktığımızda, karşımıza öyle tek renkli veya dümdüz bir tablo çıkmıyor; aksine, binlerce yıllık gelenekle inancın iç içe geçtiği, her köşesi farklı bir hikaye anlatan karmaşık bir doku çıkıyor karşımıza. Afrika’nın bu küçük ama inanç dünyası geniş krallığında, rakamlar bize toplumsal yapının iskeletini net bir şekilde fısıldıyor aslında.
Halkın büyük çoğunluğu, yani resmi verilere vurduğumuzda yüzde 90 gibi devasa bir kesimi, hayatını Hristiyanlığın kurallarına göre şekillendirmiş durumda. Bu büyük kitlenin içinde ise aslan payını yüzde 40’lık bir oranla yerel geleneklerle harmanlanmış Siyonist kiliseleri alıyor. Geriye kalan kısım ise Katolik, Anglikan ve diğer Protestan mezhepleri arasında dağılıyor. Yani anlayacağınız, ülkede her on kişiden dokuzu kilise yolunu tutuyor desek yeridir.
Peki, sadece bu baskın tablo mu var derseniz, hayır; rakamların ötesinde daha katmanlı bir dünya var orada. Toplumun yaklaşık yüzde 2’sini oluşturan Müslümanlar, özellikle ticaretin canlı olduğu bölgelerde kendi hallerinde, sessiz sakin bir yaşam sürüyor. Geriye kalan küçük dilimlerde ise yüzde 0.5 civarındaki Bahailer ve benzer oranlardaki Hindular, bu küçük krallığın renkli inanç mozaiğini tamamlıyor. Yani Esvatini, inanç meselesinde tam bir harman yeri; her bir düşüncenin kendi dar alanını bulduğu bir yer burası.
Anlayacağınız, Esvatini’de gökyüzüne açılan eller farklı niyetlerle bir şeyler dilese de, hepsinin nihayetinde buluştuğu o asıl zemin kadim Afrika yaşam biçiminin ta kendisi oluyor. Gidip de o yolların tozunu yutanlar çok iyi bilir; orada inanç, sadece pazar günleri gidilen soğuk bir bina ya da belli saatlerde hatırlanan kuru bir görev değil, hayatın tam göbeğinde sürekli atan bir nabızdır.
Bu küçük ülkede, dağların doruklarına vuran güneşle birlikte yükselen sesler, sadece bir yaratıcıya yakarış değil, aynı zamanda zorlu doğa koşullarıyla bir uzlaşma çabasıdır aslında. Bizim gibi dışarıdan gözlemleyenler için bu iç içe geçmiş yapı biraz kafa karıştırıcı gelebilir ama onlar için bu durum, ekmek su kadar doğal bir gerçeklik. Kimse bir başkasının hangi yoldan gittiğine pek takılmıyor, aksine toplumsal ritüellerde herkes bir şekilde o ortak potada eriyor.
Şehirlerin o yapay kalabalığından uzaklaşıp köylere doğru süzüldüğünüzde, bir ağacın gölgesinde dertleşen insanların aslında bugün okunan dualarla geçmişin efsanelerini nasıl da birleştirdiğini görürsünüz. İnanç burada bir ayrışma aracı değil, koca bir topluluğu bir arada tutan o görünmez ama sıkı sıkıya bağlı halat gibidir. Herkes kendi bildiği yolda yürürken, aslında aynı büyük nehre doğru aktıklarının bir nevi bilincinde hareket eder.
Dolayısıyla Esvatini’yi kavramak için sadece kağıt üzerindeki rakamlara bakmak yetmez; o insanların gündelik telaşlarındaki o kabullenişi, her türlü zorluğa rağmen elindekine razı olan o halini görmek gerekir. Toprakla kurdukları bu mistik ve biraz da mesafeli bağ, modern dünyanın karmaşasına karşı onlara sanki bir sığınak oluyor. İnandıkları sistem ne olursa olsun, hepsinin ortak paydası bu topraklara olan o sarsılmaz aidiyet duygusu oluyor. Nihayetinde bu topraklarda herkes, kendi inancını bir nakış gibi hayatına işleyerek o geniş ve sessiz büyük tabloyu bir şekilde tamamlıyor.