Bici Bici mi, Muzlu Süt mü? Adana'da Serinlemek

Güneşin tam tepeden, hani derler ya “asfaltı ağlatan” cinsten bir hırsla baktığı o meşhur Adana öğleden sonralarında, insanın tek bir derdi olur: Serinlemek. Şehir, sanki devasa bir fırının kapağı açılmışçasına kavrulurken, Çukurova’nın o nemli sıcağıyla baş etmenin yolu ne klimadan geçer ne de gölgeden. Sokak aralarında, köşe başlarında karşınıza çıkan o buzlu tezgahların cazibesi, bir anda tüm yorgunluğunuzu unutturuverir. Bir yanda bembeyaz kar gibi rendelenmiş buzun gül şerbetiyle buluştuğu o masalsı bici bici, diğer yanda ise içeni kendine müptela eden, kıvamıyla nam salmış o efsanevi muzlu süt… Bu sadece iki farklı lezzet değil, Adana sokaklarında her yaz yaşanan, galibi olmayan ama tadı damağınızda kalan bir serinlik savaşıdır aslında. Eğer bu şehre yolunuz düştüyse ve hararetten bağrınız yanıyorsa, bu iki devden birine sığınmaktan başka çareniz kalmaz, bizden söylemesi.
Konaklama ve gezi planınızın tam ortasında, hani o güneşin en dik geldiği saatlerde karşınıza çıkan bici bici tezgahları, adeta bir vaha gibi selamlar sizi. Nişastadan hazırlanan o özel muhallebinin elmas gibi doğranıp, üzerine dağlardan gelen kar saflığındaki buzun rendelenmesiyle başlar bu seremoni. Gül şerbetinin o kendine has kokusu buzla birleştiğinde, tabağın içinde bir renk cümbüşü oluşur ki sormayın gitsin. Pudra şekerinin o tatlı dokunuşu ve yanına eklenen mevsim meyveleriyle bu tabak, sadece bir tatlı değil, Adana usulü bir hayatta kalma kiti gibidir. Kaşığı daldırdığınızda o buzun kıtırtısı dişlerinize değerken, boğazınızdan aşağı süzülen serinlik, size “dünya varmış” dedirtir. Planınızı yaparken bu lezzeti Menderes Bulvarı’nda, göl manzarasına karşı yudumlamayı sakın ihmal etmeyin, yoksa geziniz eksik kalır.
İkinci olarak, bu savaşın diğer cephesinde duran, hani o sütün en yoğun, muzun en taze haliyle hazırlanan muzlu sütün gizemine değinmek gerekir. Adana’da muzlu süt demek, sadece bir içecek demek değildir; bir ritüelin, bir alışkanlığın adıdır. Özellikle o meşhur büfelerin önünde oluşan uzun kuyruklar, insanların o buz gibi, köpük köpük bardağa ulaşmak için gösterdiği o tatlı sabır, dışarıdan bakanı şaşırtabilir. Sütün o ipeksi dokusuyla birleşen muzun aroması, içine atılan o gizli buz parçacıklarıyla öyle bir kıvama gelir ki pipeti çekmek bile bir maharet ister. Bir dikişte bitirmek istersiniz ama o serinliğin tadını çıkara çıkara, hani o “yavaş yavaş tadına vararak” içmek en doğrusudur. Bu içecek, sıcağın ortasında size bir enerji patlaması yaşatırken, aynı zamanda şehrin o kaotik ama samimi ruhunu da damarlarınıza zerk eder.
Üçüncü mühim mevzu ise bu iki lezzet arasındaki o ezeli ama bir o kadar da tatlı rekabettir. Bici bici, daha çok nostaljinin, hani o çocukluk anılarının, mahalle kültürünün bir simgesiyken; muzlu süt modern Adana’nın hızlı, dinamik ve enerjik yüzünü temsil eder. Birini tercih etmek, aslında o anki ruh halinize göre değişir; bazen hafiflik ararsınız meyvelerin arasında kaybolursunuz, bazen de yoğun bir lezzet bombardımanı istersiniz sütün kıvamında boğulursunuz. Adanalılar için bu ikisi arasında seçim yapmak, hani o “anasını mı çok seviyorsun babasını mı” sorusuna cevap vermek kadar zordur. Her ikisinin de yeri ayrı, her ikisinin de hayran kitlesi bambaşkadır bu topraklarda. Sokağın nabzını tutmak istiyorsanız, bir gün birini, ertesi gün diğerini deneyerek bu savaşın tarafı olmalısınız.
Dördüncü olarak, bu lezzetlerin peşine düşerken sokağın o kendine has jargonuna ve havasına da ortak olursunuz. Tezgah başındaki ustanın o buzu rendelerken çıkardığı ritmik ses, şerbeti dökerken sergilediği o artistik hareketler, aslında birer sokak sanatıdır. Muzlu süt hazırlayan büfecinin o devasa mikserlerle girdiği mücadele, sütün köpürmesini izlemek, size şehrin ne kadar canlı ve yaşayan bir yer olduğunu hatırlatır. İnsanlarla o ayaküstü yapılan sohbetlerde, “Bici biciyi nerenin daha iyi yaptığı” üzerine dönen tartışmalara kulak misafiri olun. Yerel halkın bu konudaki tutkusu, hani o “ekmeğini taştan çıkaran” insanların küçük mutluluklara ne kadar değer verdiğini gösterir size. Bu samimiyet, lezzetin önüne geçer çoğu zaman.
Beşinci ve belki de en mühim önerimiz; bu serinlik savaşını bir yarış olarak değil, Adana’nın size sunduğu bir ikram olarak görmenizdir. Sıcağın insanı bazen gerginleştirdiği, bazen yorduğu o anlarda, elinizdeki o buz gibi kase ya da bardak, bir barış çubuğu gibidir aslında. Şehrin gürültüsü, trafiği ve o bitmek bilmeyen devinimi içinde kısa bir mola, bir nefes alma durağıdır bu lezzetler. Kendinizi o akışa bırakın, buzun erimesini izlerken Adana’nın o hırçın ama bir o kadar da misafirperver ruhunu soluyun. Ne bici bici kazansın ne muzlu süt; kazanan her daim o anın tadını çıkaran siz olun.
Bici Bici mi, Muzlu Süt mü? Adana’nın Serinlik Savaşı, aslında şehrin yaşam enerjisinin bir özetidir. Toroslar’ın serinliğini kaselere dolduran bici bici ile bereketli toprakların ürünlerini bardaklara sığdıran muzlu süt, Adana gezinizin en tatlı hatıraları olmaya adaydır. Kebap kokularının arasından sıyrılıp gelen bu ferahlatıcı esinti, size bu şehre neden tekrar tekrar gelmeniz gerektiğini fısıldar. Yola çıkarken hararetinizi dindirecek bir keşif arıyorsanız, bu iki lezzetin izini sürün; çünkü Adana’da bahar ve yaz, sadece bu tatlarla tamama erer. Ruhunuzu ve bedeninizi bu serinliğe teslim edin, gerisini Adana’nın o eşsiz atmosferine bırakın.